steve-jobs (1)

Steve Jobs’la ilgili çok yazı karşınıza çıkmış olabilir. Onun pazarlamaya, tasarıma, müşteri anlayışına getirdiği yenilikleri belki bir düzine okumuş da olabilirsiniz. Bu yazı bir Steve Jobs yazısı değildir.

Bu yazı, gayrimenkul sektöründe CEO olan bir Steve Jobs yazısıdır. Bu yazı, gayrimenkul sektörünün Jobs’dan bir çok yenilik alması gerektiği halde alınmadığını anlatan bir yazıdır…

Bugün Apple bir gayrimenkul şirketi olsaydı ve Jobs’da onun Ceo’su olsaydı, muhtemelen bir çoğumuzu karşısına alır ve akla hayale gelmeyecek hakaretler eşliğinde bizleri evimize gönderirdi. Bunu çok rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü Jobsacı dürüstlük” ilkesini kendine ve çalıştığı ekibe çok güzel bir şekilde kabul ettirmiştir. Bizim şu an, Cizvit rahiplerinin yaptığı  gibi birbirlerini alt metinlerle eleştirmez ve göğüs göğüse bir kavgaya girerdi. Hem de bu kavgalardan çok büyük zevk alırdı.

Yazıya böyle sert bir başlangıç yapmak konu itibariyle Jobs’a duyduğumuz saygıdandır.

Yaratıcı Ekip

Unutmadan belirtelim, Steve Jobs, ne bir tasarımcı, ne bir yazılımcı ne de bir donanımcıydı. O en iyi yaptığı işi yaptı. İyi bir pazarlamacı ve büyük bir orkestra şefiydi. Fakat orkestradan çıkan müziğin iyi olması, orkestrayı oluşturan müzisyenlerin iyi olmasına bağlıydı. Bu durumu çok erken yaşta fark eden Jobs, çalışma hayatı boyunca A+ insanlarla birlikte çalıştı.

Kendi deyimiyle,  A ligi oyuncuların A ligi oyuncularla çalışması gerektiğine inanıyordu. Çünkü A ligi oyuncular sanıldığının aksine, kendileri seviyesinde olan insanlarla çalışmaktan zevk alıyor ve işlerini yaparken potansiyellerini daha iyi ortaya koyabiliyorlardı. Bunun tam aksi B ligi, C ligi oyuncularla çalışmaktan zevk almadığını söylüyordu. Hatta bir röportajında ekip kurulumunda kişilere ihtiyaç olduğu söylendiğinde, B ligi-C liginden birisini bulur, C ligi-D liginden, diyerek ne anlatmak istediğini fazlasıyla bizlere anlatmıştır.

Röportajında, hayattaki çoğu şeyde en iyi ile vasat arasındaki farkın %20-30 olduğunu ve başarıyı getirecek yada getirmeyecek olan farkın da bu %20-30’luk fark olacağına inanıyordu. Aynı röportajında Jobs, ilk Apple kişisel bilgisayarını yaparken çalıştığı ekip için, aslında her birinin amatör şair, ressam, müzisyen olduklarını ve onların hayata karşı olan bu bakış açılarını, bu potansiyellerini, yürütükleri projelerde nasıl kullandıklarından da bahseder.

“Zeki insanları işe alıp, sonra onlara ne yapacaklarını söylemek bana mantıklı gelmiyor. Biz zeki insanları işe alırız ki, onlar bize ne yapacağımızı söylesinler.” Steve Jobs

Jobs, çalışanlarının iş bilgilerinin yanında sorgulayan, asilik yapan, karşı çıkan kısaca çizginin diğer tarafında olanlardan seçtiğini de her defasında söylemiştir.

Bu çerçevede gayrimenkul sektöründe çalışan bir Steve Jobs, her zaman yaptığı gibi; önce kendisine ve sektöre hakim, bilgi akışını işleyebilen, teknolojiyi hayatının bir parçası haline getirmiş, A+ ligi oyuncularından bir ekip kurardı.

Böyle nitelikli bir ekiple çalışmalarını sürdüren Steve Jobs, haliyle gerek tasarımlarında, gerek pazarlamada, gerekse rekabet ortamında yaratıcı ürünleri ortaya çıkarabilmiştir. Yeniliğin gücüyle birlikte, geleneksel olan anlayışı her defasında alt-üst etmiştir. 

Bu bakış açısıyla Steve Jobs’un kendi ağzından Bob Dylan’nın şu sözünü hatırlamakta fayda var.

“Doğmakla meşgul değilsen, ölmekle meşgulsündür.”

Rekabet, Müşteri, Teknoloji, Y kuşağı

Yukarıdaki bu söz rekabet anlayışına da işlemiş, rekabete bakıp daha iyisini yapmak yerine, rekabete bakıp daha farklısını yapmak gerekliliğini tüm şirket kültürüne yerleştirmiştir.

Yaramaz dahi :)

Yaramaz dahi :)

İBM’le yaşanan bu ezeli rekabet ortamında, şirket bilgisayarları yerine, farklılık yaratarak kişisel bilgisayarları ortaya çıkaran bu anlayıştır. 

Bu noktada Steve Jobs’un, gayrimenkul sektöründeki geleneksel pazarlama tarzı içinde yaratacağı farklılık anlayışı her birimiz için bir yol gösterici olabilir. Ancak Steve‘in kendisi, satıcılara odaklı bu pazarlama tarzını çok önceden görüp, alıcılara odaklı bir pazarlama tarzına dönüştürebilirdi. Ki, kendisi müşteri deneyimine çok önem veren biri olarak düşünüldüğünde bu yorumumuz hiç de isabetsiz olmaz.

Apple şirketinin markalaşma sürecinde müşterilerinin ne kadar önemli olduğunu ve sunduğu ürünlerin müşterilerinin yaşam biçimini yansıtması gerektiğini, ürünlerin ve hizmetlerin müşterilerle duygusal bir bağ kurması gerektiğini bize gösteren Steve Jobs’tur.

Özellikle İpod’u tasarlarken yola çıktığı, genç ve dinamik yaşam tarzına sahip olan kuşağa hitap eden bir ürün geliştirme fikri, Jobs’un günümüzde de Y kuşağının gayrimenkul sektöründeki alışkanlıklarını okuyabileceğinin bir göstergesidir. Y kuşağının gelişen teknolojiyle birlikte emlak sektöründe ne gibi değişiklere yol açacağını ve nasıl bir dinamizm kazandıracağını da bu yolla görebiliriz.

Şuan ki gayrimenkul sektörünü oluşturan potansiyel müşterilerin teknolojiye olan yaklaşımları göz önüne alındığında çıkan durum Steve Jobs’a teknolojiyle ilgili geri adım attırabilir miydi?

Müşteriler, onlara gösterene kadar neyi isteyeceklerini bilmezler” düsturunu kabul eden Jobs’un insanları kişisel bilgisayarlarla zorla tanıştırdığını düşünürsek sanırız sorunun cevabını da bir şekilde vermiş oluyoruz.

Teknoloji özürlülerin cirit attığı emlak sektöründe, Steve‘in gayrimenkul müşterilerini zoraki bile olsa teknolojiyle barıştırıp onların bir parçası haline getireceğinden hiç şüpheniz olmasın. Muhtemelen, teknolojinin karışıklığını kişilerin algısından silip, onların insan hayatını ne kadar kolaylaştırdığını ve bu rahatlığın gayrimenkul satışlarında da nasıl hissedildiğini gösterecekti.

Müşterilerin ne istediklerini müşterilerden önce bilmek gerekir

Basit bir örnek vermek gerekirse, potansiyel müşteriler belki de ev veya arsa almak için her gün sıcak soğuk demeden, onca iş yoğunluğunun arasında tek tek evleri gezmelerinden sıkıldıklarının yada bunun ne kadar yorucu bir şey olduklarının farkında değildirler. 

Ya da bunun farkındadırlar ancak “bu iş böyle olur” fikrini henüz terk etmemiş olabilirler. Çünkü onlara bu yolu gösterecek kişiler(emlak profesyonelleri) sadece bilgi sarhoşluğunun edindiği egoyla işlerini yapmakla meşguller. Onlarda teknolojinin getirdiği bu değişimi yakalayamadıkları için son model yarış arabası görünümü altında geleneksel bir anlayışla daha hızlı koşan birer at gibiler.

Müşterilere teknolojinin sunduğu rahatlığı hissettiremedikten sonra insanların bu rahatlığa ihtiyacı olup olmadığını nasıl anlayabiliriz?

Artık sanal turların ya da en basitinden iş yoğunluğu sebebiyle ev turuna katılamayan bir potansiyel müşterinin telefonuna gönderilecek küçük bir tanıtım videosu bile müşteriyi ve haliyle birlikte çalıştığı danışmanı, aynı zamanda çalışmış olduğu şirketi müşterisinin gözünde nasıl farklı bir imaj yaratacağını siz düşünün.

Ürünlerini hikayeleştirerek müşterilerinin bu hikayeleri içselleştirmesini sağlayıp onlara bir tarz bir imaj yaratan Steve jobs aynı yaklaşımı gayrimenkul müşterileri için de gerçekleştirirdi.Belki ezbere konuştuğumuzu sananlar olabilir fakat böyle düşünenler büyük bir yanılgı içerisindeler  çünkü, Steve Jobs’ın ilk Macintosh sunumunda ısrarla bilgisayara “merhaba” dedirtme(videonun 3.05 dakikası) çabasının nedeni, insanların o dönem bilgisayarların korkunç olduğu ve insan ırkını yok edecek  algısını yıkma çabasıdır.

Böyle bir düşünce yapısına sahip olan bir insanın da haliyle bulunduğu toplumun teknolojiye olan negatif yaklaşımını pozitif bir bakış açısına döndüreceğini düşünmemiz, çok büyük bir olay değil.

“Bazen az daha çoktur”

Steve Jobs’un, Apple’daki ikinci dönemi başladığında Jobs, şirket yönetimine gelir gelmez öncelikle şirketin sırtında yük olan bir çok ürün çeşidinin üretimini durdurarak ürün çeşidini 4’e indirmiştir. Bu şekilde şirketin tüm gücünü ve enerjisini bu 4 ürün için kullanmıştır. Apple şirketinin iflas etmesine çok kısa bir zaman kalmışken yaptığı bu hamleyle birlikte şirket, bu 4 ürünle(İpod, İphone, İpad sırasıyla üretime girdikten sonra) dünyanın en değerli şirketi ve en değerli markası konumuna yükselmiştir.

Gayrimenkul sektörü açısından bu yaklaşım düşünüldüğünde danışmanların genel olarak portföy oluşturmaktaki izlediği yol da pek doğru değildir. Çoğu gayrimenkul danışmanı karşısına çıkan her gayrimenkulü portföyüne koyarak iş potansiyelini yükseltme yanılgısı içine düşer.

Farkında olmadığı konu, sektör içerisinde kendisine başarı getirmeyecek olan bir çok gayrimenkulle zaman ve enerji kaybettiğidir. Jobs, bize bu noktada portföy içeriğinin de nasıl olması gerektiğini gayet iyi göstermiştir.

“Sadelik, karmaşıklığın doruğudur”

Steve Jobs’un yarattığı en büyük farklardan biri de hiç kuşkusuz sadeliğin önemidir. Tasarımlarından tutun da şirketinin ve de hayatının bir çok noktasında sadeliğe önem vermiştir. Çünkü sadelik, temel güçlükleri gerçekten anlayıp zarif çözümler üretmektir. Bu da epey bir emek ister. Ürünlerindeki bu sadelik sayesinde de bizler müşteri olarak bu ürünleri kolayca anlayıp, sevip hayatımızın bir parçası haline getirmişizdir.

Bir gayrimenkul danışmanı portföy oluşturmadan tutun da, onu yönetmesine ve sonucunda satışı gerçekleştirmesine kadar geçen süreç boyunca izlediği pazarlama stratejilerini bir bütün olarak görmelidir. Pazarlama stratejilerimizdeki sadelik, temel satış güçlüklerinin ne olduğunu anlayıp, bu sorunlara karşı zarif çözüm önerileri sunabilmektir.

Bu bütünlüğün bir sadelik içerisinde gerçekleşmesi, olası karmaşık durumun önüne geçecek ve karmaşık durum artık bizlere boyun eğecektir. Bunun sonucu olarak da kendi müşterilerimiz, stratejilerimizi kolayca anlayıp bizle duygusal bir bağ kuracak ve bize güvenecektir.

Sadelik, aynı zamanda organizasyon yönetimi konusunda da bize yardımcı olacak bir bakış açısıdır. Bölümler arasındaki “derin işbirliğini” sağlamamız için sağlıklı bir organizasyon yapısı gerekir. Bu da ancak o organizasyon yapısının özünü derinden anlayarak gerçekleşir. Aynı zamanda organizasyon içerisindeki bütün gereksiz parçalardan da kurtulmamızı sağlar. Böyle bir derin anlayış da ancak sadelik bakış açısıyla elde edilir. Aksi taktirde organizasyonun başarısı şansa bırakılmış olur.

Tasarımcı, Mimar, Mühendis Olmayan Bir Vizyoner İş Başında

Steve Jobs’un fazla bilinmeyen bir özelliği de,  Apple’ın New York Fifth Avenue’deki Cam Küp mağazasınının tasarımını kendisinin yapmasıdır. Mağaza içerisindeki cam merdivenle birlikte Cam Küp’ün patentlerini de  kimselere bırakmamıştır. Elbette her işinde yarattığı problemci tavrı ve gerginliğinin böyle bir projede yaşanmadığını düşünmek isterdik ama ne mümkün.

Mükemmeliyetçiliği nedeniyle yıllarca iç mimarlık yapmış bir mimara bile tasarım konusunda yeterince güvenmeyen Jobs, Manhattan’daki Apple Store’un başta cam merdivenleri olmak üzere, açılış tarihi çok yakın olmasına rağmen, mağaza içerisinde pek çok değişiklik yapılması kararını almış ve sevgili mimar Johnson’ı beyninden vurmuştu.

Çalışanlar için durumun bu şekilde dramatikleşmesi Jobs için bir şey ifade etmemişti. Ve beklendiği gibi oldu, bütün mağazayı sil baştan tekrar tasarladılar. Aksi taktirde Jobs, binanın açılışını yaptırmayacağını söylemiş, bu tavrı mağazanın açılışını 3 ay kadar geciktirse de Jobs tavrından geri adım atmamıştı.

Jobs için ne kadar masraf veya zaman harcandığının bir önemi yoktur. O yapılması gereken işin en iyisini yapılmasını ister. Çünkü en iyisi yapılan bir iş ne olursa olsun kendi takipçilerinin pusulası konumundadır. Ve eninde sonunda kendi değerini bulacaktır.

Hırçınlık da sınır tanımayan Jobs’un Cam Küp tasarımına baktığımız zaman aslında, bina yapılarıyla ilgili de bakış açısını bir nevi yakalamış oluruz. Jobs’un fikirleriyle ortaya çıkan bina elbette bir sanat eseri gibidir ve açılışa gelen davetliler özellikle tasarımında imzası bulunan Jobs‘un cam merdivenlerini kullanmak için birbirlerini ezmişlerdi. İşte Steve Jobs’un kitlelerde hayranlık uyandıran ürünlerinden biri de bu Cam Küplerdir. Hayatı boyunca estetikten ödün vermeyen Steve Jobs’un cam küpünü Türkiye’de de görmek isteyenler Zorlu Center’a uğrayabilir.

Steve Jobs iç mimarlık konusunda da kendi tarzını ortaya koymuştur. Kimsenin fikirlerine aldırış etmeyen Jobs’un  kendi evinin tasarımı yine tamamen kendisine aittir. Sadelik onun yaşam tarzı olduğu için, evine gelen misafirlerin oturacak bir koltuğu olmadığı da bilinir.

Böyle bir dehanın, gerek iç mimarlıktaki duruşu gerekse dış mimarlıktaki tasarım yeteneği ve bakış açısına hayran olmamak elde değil. Özellikle içinde bulunduğumuz zamanda ortaya çıkan birbirinin kopyası tasarım binalarına baktığımız taktirde, insanın içinden keşke Steve Jobs fazladan bir 10 yıl daha yaşasaydı demek geliyor. Belki bu zaman içerisinde Microsoft için söylediği gibi zevksizestetikten yoksun, renksiz, ruhsuz, insana kasvet veren inşaat firmalarına sinirlenip bu işin de nasıl yapılması gerektiğini bizlere gösterebilirdi.

Tamamiyle Ford’un bant üretimi sistemi gibi, sadece kâr amacı güden bu yapıların haliyle sadece fiyat rekabetine girmesi ve sektörün bu noktada sıkışıp kalması gayet anlaşılır bir durum. Acaba inşaat firmaları kendilerine, stokların erimemesinin temel sebebi nedir diye sormuş mudur?

Tasarım olarak tamamen sınıfta kalan bu yapıların kataloglardaki göz kamaştıran duruşlarının da bir ilizyon olduğunu, birkaç sene içerisinde, dökülen, çatlayan, boyalarıyla, sıvalarıyla bile anlayabiliriz.

İlgili: STEVE JOBS’IN YARATICI MARKA STRATEJİSİNİ ANLAMAK

Detaycı Vizyoner

Steve Jobs’un kendi giysi dolabını alırken bile arkasındaki kontraplak(çünkü dolabın ön yüzü gayet çekici dururken arka yüzünün duvara tarafına geldiği için  görünmemesinden dolayı firmaların bu umarsız davranışı onu çok rahatsız eder.) objesine kafayı takacak kadar çılgın olduğunu, Cam Küp projesinde bile büyük bir depo kiralayarak portatifi üzerinde aylarca adım adım nerede ne olacağını hesaplayan ve mesaisinden arta kalan kısmı bu depoda geçiren hatta wc tabelasının gri renginin tonunu bile saatlerce düşünen birisini düşünürsek, onun yapacağı ve tasarlayacağı binaların ne kadar mükemmel olacağını tahmin edebiliriz.

Gayrimenkul sektöründeki mevcut yapıların incelenmesine girmeden evvel Steve Jobs’un yenilikçi gücünün ne kadar etkili olduğunu, kendi bakış açısını sektör farketmeksizin başarıyla uyguladığını birkaç örnekle çeşitlendirelim ki, gayrimenkul sektörünün mutfağına girdiği zaman yaratacağı etki gücünü daha iyi pekiştirelim.

Sunumlarındaki sadelik ve anlaşılabilirlik bir çok uyku çağırıcı ve ne dediği belli olmayan konuşmacılara da birer ders niteliğinde.

Jobs, İtunes girişimiyle müzik camiasının içinde bulunduğu sanatçısından, plakçısına kadar bu işin içinde olan herkesi kurtarmıştır. Bazılarının Jobs’a neden mesih dediğini bu perspektiften daha iyi anlıyabiliyoruz. Aslında kendisinin böyle bir girişimi Apple şirketini batmaktan da kurtaran, yeni projesi  ipod için yeni bir pazar oluşturma amacıyla yarattı diyebiliriz.

Kendi alanı olmamasına rağmen yaptığı bu yenilik sayesinde müzik dünyasının seyrini de değiştirdiğini görmek herhalde kendi adına çok büyük bir tatmin olmuştur. Fakat Steve için bu asla yeterli değildir. O sebeple bugün şarkı söyleyen ve bu piyasadan ekmek yiyen kim varsa senede bir kere Jobs’u mezarına gidip ziyaret etmesi gerekir. İtunes’un piyasaya çıktığı ilk hafta 1 milyon ve ilk senesinde 70 milyon adet şarkı sattığını hatırlatmak isteriz.

Ünlü İngiliz şarkıcı Adele’nin yasal yollarla itunes üzerinden yaptığı şarkı satış rakamının 1 milyon barajını geçtiğini söylersek ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacak.

Ipod’un doğuşu, mp3 çalar teknolojisiyle birlikte kendi tasarımının buluşmasıyla olmuştur. Mp3 çalar teknolojisini Steve Jobs bulmamıştır ama ona yep yeni bir ruh katmıştır. Yıllarını bu işe vermiş Sony markasını düşünürsek, sektörün dinazoru olmakla, sektörün sihirbazı olmak arasındaki farkı da görmüş oluruz.

Steve Jobs sadece müzik piyasasını mı değiştirdi? Elbette hayır. İlk İphone sunumunu yaparken söylediği gibi; “Telefonu yeniden icat etti”. Akıllı cep telefonlarının ondan önceki haliyle, Steve Jobs’un bu işe el atmasından sonraki halini düşünürsek, Jobs’un tasarım gücünün dünyayı nasıl değiştirdiğini daha iyi kavrayabiliriz.

Bu konuyla ilgili şu küçük sohbeti de buraya iliştirelim. Tasarımla ilgili olarak kendi branşının en iyilerinden biri olan ve Frog Desing’nı kuran Hartmut Esslinger, Tasarım ambalaj değildir. Tasarım bir düşünce şeklidir” demişti. Steve Jobs‘da birkaç gün sonra şöyle söylüyordu.; “Tasarım, bir şeyin nasıl göründüğü değil nasıl işlediğidir.”

Ipod’la müzik dünyasını değiştiren, İphone’la telefonu yeniden icat eden ve İpad’le bütün dünyayı parmaklarımızın ucuna bir katalog haline getiren Steve Jobs, herhalde gayrimenkul sektörüne girseydi, bizim için tasarlayacağı akıllı evler, çocukluğumuzdaki çizgi film olan Jetgillerin bir değişik modeli olurdu. Çizgi film demişken, yine kendi alanı olmamasına rağmen sahibi olduğu çizgi film animasyon şirketi Pixar‘da, ilk animasyon Oscar‘ını alan film şirketidir.  Nevi şahsına münasır olan Steve Jobs bizce her türlü övgüyü hak ediyor.

Uzay gemisini anımsatan bu tasarım tabii ki Steve Jobs’un imzasını taşıyor.

Şimdi inşaat sektörünün içinde bulunduğu hezeyana geri dönersek eğer, sadece lokasyona takılmış sektör dinazorları inşaat sektörünü teknoloji toplumunun tam 20-25 yıl gerisine atmaktadır. Yani 0 yaşında olan bir binanın kendisi olmasa bile ruhu bizim gözümüzde 25 yaşındadır. Hala bir çok büyük inşaat firmasının akıllı evlere doğru düzgün geçemediğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Halbuki yıllardır lokasyonun karşısına bir alternatif çıkaramamış olan sektörün teknolojik değişimleri projelerine eklememesi vizyonersizliğin bir göstergesi olabilir mi? 

Altın Yumurtlayan Sanat Eserleri

Lokasyonu yenecek olan tek şey, tasarımın gücüdür! Çünkü tasarım, pazarlama için talep yaratacak en büyük farktır.

Eğer bugün Steve Jobs gayrımenkul sektöründe faaliyet gösteren bir firma CEO’su olsaydı, onun yaptığı sanat eseri projeler için tüm yatırımcılar sıraya girer ve onun imzası olan gayrimenkullerden yatırım amaçlı almak için yıllarca sıranın kendilerine gelmesini beklerlerdi. Hem de fiyat gözetmeksizin!

Akıllı yatırımcıların para kaybetmek gibi bir lüksleri olamaz. Her zaman prim yapacak ve diğer getiri araçlarından daha fazla kazanca sahip olacak bu sanat eserlerinin ikinci el satışları için bile çok yüksek fiyattan satın alımlar yapabilirlerdi. Hiç bir zaman kaybetmeyeceklerini bildikleri bir altın yumurtlayan tavuğa parası olupta kim sahip olmak istemez! İşte bu gayrimenkul sektörü için büyük bir devrim olurdu.

Jobs‘un sadece konut veya ticari bir projeyle yetineceğini düşünenler yine yanılıyorlar. Dünyada ki bir çok ülke yeni projelerine(köprü, havaalanı, hastane, park vb.) Jobs‘un imzasını atması için gözlerini kırpmadan milyar dolarlık bütçeler ayırırlardı. Jobs’un sanat eseri bu projeler turistler için bile başlı başına birer turizm merkezi haline gelecek ve kısa sürede kendisini amorti edecekti.

Apple yeni yapacağı kampüs için şimdiden turizm firmalarından büyük rağbet gördüğünü ve buraya turistik geziler düzenlemek için büyük bir talebin olduğunu da hatırlatmak isteriz. Steve Jobs‘un yeni kampüs için yaptığı çalışmaları içeren bu video sizi onun hakkında daha fazla bilgi sahibi edinmenizi sağlayacak.

Tasarımla insanların ruhuna bir düş gibi süzülen ürünlerin mimarı olan Steve Jobs, piyasada yaratacağı taleple lokasyonu istediği yere kaydıracak gücü ve iradeyi ortaya koyacaktı. Nasıl ünlü ressamların sanat eserlerine değer biçilemiyorsa, Steve Jobs’un mükemmelliyetçiliğiyle ortaya çıkacak olan projeleri de herhangi bir değer, fiyat kaygısı güdülmeden kendi talebini yaratacaktı. Kübizm akımının öncüllerinden olan Pablo Picasso’nun geometrik şekilleri  sanatıyla yorumlaması, Steve Jobs’un da tasarımlarında(cam küp, next bilgisayarı) keskin geometrik şekillere yaptığı vurguyu göz önüne alırsak, Steve Jobs için gayrimenkulün Picasso’su olurdu diyebiliriz.

Steve Jobs’un bakış açısı çok nettir. Onun için ya iyisindir, ya da kötü. Ya dinazorsundur ya da değişimin yıkıcı gücünü isteyen girişimci bir vizyoner.

Bugün teknolojinin baş döndürücü bir hızla her sektörü kökten değiştirdiğini gözlemliyoruz. Gayrimenkul sektöründe de bu değişimin çok uzaklarda olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Sektör içerisinde yılların tecrübesine sahip, deneyimli ve bilgi sahibi olmak artık farketmiyor. Birileri çıkar, Airbnb tarzı bir girişimle, 30 milyar dolar değerleme alır ve emlak sektöründeki kiralama sisteminde bizler daha ne olduğunu anlayamadan yerini kapar.

Uber gibi, yeniliğin yıkıcı gücünün ne olduğunu emlak dünyasında da çok yakında göreceğimizden eminiz. Y kuşağı gümbür gümbür gelirken, sektörde ki tüm dinazorları da tarihin altın sayfalarına gömeceğinden hiç kuşkumuz yok. Y kuşağının karşı koyan, alaycı tavrı, direkt ve geleneksel anlayıştan kopuk bir kuşak olarak sektörü nasıl şekillendireceğini hep birlikte izleyeceğiz.

Sonuç olarak Steve Jobs hayat yolculuğunun en başından itibaren “farklı düşün” mottosunu kendine rehber almıştır. Bu bakış açısıyla kendi marka imajını yaratmış ve bütün topluma kabul ettirmiştir. Çünkü markalar, kendilerine göre değil, tüketicilerin değişen duygu durumuna göre zamandan etkilenir.

Bugün değişen gayrimenkul dünyasındaki tüketici duygu durumunu anlayamayan firmalar er yada geç tarih olacaktır. Hayatının her bölümünde teknolojiyi yaşamının bir parçası olarak gören Y kuşağına yetişemeyen gayrimenkul danışmanları ve çatısı altında bulunduğu firmalar, marka imajında geriye düşecektir. Pazarlama stratejileri sadece geleneksel yöntemlerden ibaret olacaktır.

Hazırlıksız yakalandığımız teknolojiye adapte olmak adına büyük bir yarışın içinde olduğumuz görmezden gelinemez. Bu yarışın galipleri sektörün de başarılı isimleri arasında kendine yer bulacaktır. Zira son birkaç yıldır hayatımızı işgal eden akıllı mobil cihazlarımıza kendimizi yeni yeni adapte etmişken, evlerimizden tutun da arabalarımıza kadar her şeyin bir anda akıllı cihazlarla kontrol edilebilecek duruma gelmesi faydalı fakat baş döndürücü gelişmelerdir.

Teknolojinin hayatımızı nasıl değiştireceğinin farkında olan Steve Jobs’un bu duruma uygun bakış açısını yakalayarak geliştirdiği yöntemler sayesinde, bizlerin de hayatlarında çok şey değişmiştir ve değişmeye de devam edecektir. Bu gelişmelere ayak uyduramamak bizleri sektörün fosillleri durumuna(Nokia, Kodak) getirecektir.

Emlakbroker.com ekibi olarak Steve Jobs’u takip etmeye onun işe olan tutkusunu, çalışma azmini, yıkıcı yaratıcılığını ve mükemmeliyetçi bakış açısını her daim kendi bakış açımız olarak görmeye devam edeceğiz. 

Ve son bir şey daha :) Kendinize şu soruyu sorun; ömrününüzün sonuna kadar “danışman” olarak mı kalacaksınız, yoksa siz de bir satış sihirbazı mı olacaksınız?

Ve son bir şey daha :) Steve’le olan KAZANIR!