İçinde bulunduğumuz teknoloji çağında, yeni geliştirilen sistemlerin ve cihazların aslında bir sonraki yeniliğin öncüsü olmasına alıştık. Artık her yeniliğin, ardından başka bir yeniliği getireceğini bekliyoruz. İster istemez, şimdi sırada ne var diyerek, sürekli geleceğe yönelik tahminler ve öngörülerde bulunuyoruz. Bu akışa alıştık ve alıştırıldık.

Son zamanlardaki yeni tartışma konusu ise uzaya dair soruların cevaplandırılmaya çalışılmasını içeriyor. Şimdilik ütopik görünse de ayda gayrimenkul kapma yarışına girme konusu, dünyanın çeşitli yerlerinde konuşulmaya başlandı ve hatta inanamayacağınız boyutlara ulaştı. Peki, nereden çıktı bu? Elbette ki durup dururken değil. Bu fikrinde dayandığı çok ciddi temeller var.

Biz bu yazımızı hazırlarken, Amerikalı çılgın girişimci Elon Musk, 10 yıl içinde 200 bin dolar karşılığında uzay meraklılarını Mars’a göndermek ve bu gezegende kendi kendine yetebilen yerleşim alanı kurmak istediğini bildirdi. Yani Mars’ta bir koloni kurmak istediğini açıkca belirtti. Bu ne anlama geliyor… Mars’ta üs olarak kuracağı yeri sahipleneceği anlamını taşıyor. Ay için belirlenen uluslararası kuralları aşağıda yazımızın devamında bulabilirsiniz. Fakat Mars için ilk gelen sahiplenir kuralı mı geçerli henüz belli değil. Bizim asıl merak ettiğimiz imar iznini kimden ve nasıl aldığı? :)

Yeni Kaynaklar İçin Yeni Yerler

Bildiğiniz üzere dünyada kaynaklar sınırlı ve zaman zaman kaynakların devlet politikaları üzerindeki etkisi değişiklik gösterebiliyor. İnsanlığın en temel kaynağı olan sudan, en son ortaya çıkarılan petrole kadar pek çok kaynak insanlık için önemli ihtiyaçlar durumunda. Kaynakların bir gün sonunun geleceği meselesi ise özellikle önde giden devletleri başka kaynaklar arama çabasına itiyor. Bu ülkelerin başında gelen ülkeler, tahmin edeceğiniz üzere Amerika ve Rusya.

1957’de SSCB’nin Sputnik 1’i uzaya fırlatmasının ardından başlayan “uzayda keşif yapma savaşı”, son yıllarda bir takım soruların da sorulmaya başlamasına neden oldu. Uzayda bulunan minerallerin devletler tarafından sahiplenilmesi veya bunların satılması, Ay’ın bir devlet tarafından sahiplenilmesi ve üs kurulması gibi meseleler, devletler arasında tedirginlikler yarattı. Bu tür soruların ortaya atılması neticesinde, 1967 yılında ABD, Birleşik Krallık ve Sovyetler Birliği, Dış Uzay Antlaşması’nı düzenleyerek yürürlüğe soktu. Günümüzde bu sözleşmeye 104 ülke taraf olmuş durumda.

Peki, ne der bu antlaşma?

Şunu belirtelim ki şu anda hiçbir devletin Ay üzerinde veya Ay’daki bulunacak mineraller üzerinde bir sahiplik hakkı söz konusu olamaz. Çünkü bu anlaşmaya göre;

– Uzay, ortak bir alandır ve keşfedilmesi herkesin kendi isteğine bağlıdır, ücrete bağlanamaz.

– Hiçbir ülke Ay üzerinde hak iddia edemez ve askeri üs kuramaz.

– Hiçbir ülke uzayda herhangi bir arazi üzerinde hak iddia edemez. Uzayda her yer uluslararası su statüsündedir.

Bu maddeler ile Ay’ın bir “uluslararası çatışma alanı” olma tehlikesinin önüne geçilmeye çalışılmıştı. Bunu izleyen bir diğer anlaşma da 1979 yılında hazırlanan Ay Anlaşması oldu. Ancak ilerleyen yıllar içerisinde ABD’nin bu anlaşmalara attığı imzaya rağmen, tedirginlik yaratacak çalışmalar yapacağından korkuluyor.

Ay’ı Kendi Adına Tescil Ettirip Arsa Satan Amerikalı

Gelelim işin diğer boyutuna. Tüm bu tartışmalar yapılırken ve bu anlaşmalar henüz başlangıç aşamasında ortaya konurken, öbür yanda Ay üzerinde pay kapma yarışına giren bazı uyanıklar da çıkmadı değil.

Örneğin Amerikalı bir avukat olan Dennis Hope, 1980 yılında Birleşmiş Milletler Uzay Antlaşması yasasındaki bir boşluğu fark ederek, Ay’ı kendi üzerine tescil ettirdi! Dennis Hope’a göre yasada hiçbir ülkenin uzaydaki bir gezegen üzerinde hak iddia edemeyeceği yazıyordu. Ancak şahısların Ay üzerinde toprak satın alamayacağına dair bir madde yoktu. Bundan hareketle Dennis Hope, Ay’ı tescil ettirerek Beyaz Saray’a, Kremlin’e ve Birleşmiş Milletler’e bir mektup yazdı. Ancak hiçbir yanıt alamadı.

Yatırımcılar için yumurtaları ayrı sepetlere koymakta fayda var derken, Mars ve Ay’dan arsa almalarını söylemeliyiz mi?

Dennis Hope’un bir sonraki hamlesi ise kendi üzerine tescil ettirdiği Ay’ı, her biri 4 bin metrekarelik 5 milyon parsele bölerek Moon Estates firması üzerinden satışa çıkarmak oldu. Şu ana kadar dünyanın 192 ülkesinde 4 milyondan fazla satış rakamına ulaşılmış durumda! İmara ne zaman açılacak acaba? :)

Size şaka gibi geliyor olabilir, ancak bunların hepsi oldu ve olmaya devam ediyor. Ünlü Hollywood oyuncularından Amerikan siyasetçilerine ve hatta Türk vatandaşlara kadar çok sayıda kişi Ay ve Mars üzerinden arsa satın alıyor. Hatta bu satın almaların bir hayal lobisi oluşturduğu görülüyor. Hayal lobisi diyoruz, çünkü henüz Ay ve Mars üzerinde bu tür bir girişimde bulunmanın somut bir gerekçesi söz konusu değil. Bu hayal lobisinde bulunan alıcılar, farklı kriterleri göz önüne alıyorlar. Mars’ta su bulunursa fiyatın artacağı düşünülerek şimdiden Mars üzerinde arsa satın alanlar var.

Dünyanın işi bitmez derler peki ya, Mars’ın, Ay’ın?

Şimdilik bu söz konusu arsalar için satılan tapuların yasal olup olmadıkları havada kalsa da, en ütopik durumların bile gerçeğe dönüştüğü dünyamızda, ilerleyen zamanların ne göstereceği hiç belli olmuyor. Öyle ki Birleşmiş Milletler’in kendisine bu konu üzerine yöneltilen soruları cevapsız bırakması, insanların aklındaki şüpheleri arttırıyor. Bir bakarsınız uzayda çok önemli bulgular elde edilir ve bu tapu sahipleri hak talep ederler. Uzaylıların bu duruma nasıl tepki vereceklerini merak etmiyor da değiliz. Fakat yargı yolu açık bir süreç yaşanacağı kesin. Davalı dünyalı, davacı uzaylı :) 

Uzayda işler dünyadakinden çok daha karmaşık görünüyor… ☺