Bundan 10 sene öncesinde, 2006 yılında bir araştırma yapılmıştı. Yapılan bu araştırmada, emlak firmalarının uzun süre içerisinde mükemmelleşmesine neden olan nitelikler araştırılmıştı. On yılı aşkın bir süre içerisinde 800’den fazla emlak firması üzerinde yapılan bu araştırma için, en iyi performans gösteren firmalardan 170’e yakın danışman ile de röportaj yapılmıştı. Araştırmanın sonuçları ise bize, satış ekiplerinin sektörde lider olan firmalarla ortaklık yapmaya ne kadar önem verdiğini göstermişti. Yapılan röportajların hepsinde, vizyon, şeffaflık, iletişim, disiplin ve sorumluluk gibi kelimeler tekrarlanmıştı. Yani, bu kelimeler arasında teknoloji, pazarlama, özellikler ve komisyon planları gibi kelimeler yoktu.

Yüksek Performanslı Gayrimenkul Kuruluşları

Emlakbroker.com olarak geldiğimiz noktada, bu listede bazı değişiklikler yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Birkaç yıl önce “Firmaların yüzleştiği en büyük tehditler ve zorluklar neler?” diye sormuştuk. Daha doğrusu bu soruyu bugüne kadar defalarca sorageldik. Gözlemlerimiz bize şu sonucu verdi. Hangi büyüklükte olursa olsun, bu sorunun cevabı, her firma için aynı oluyordu.

Bu noktada, sürekli yüksek performans gösteren gayrimenkul kuruluşlarının eleştirilmesi gereken üç önemli özelliği vardır. Bunlar aynı zamanda karşımızda duran üç büyük tehdittir. Bu tehditler, düşündüğünüz gibi değişen teknolojik gelişmeler veya düzenleyici işlemler değildir. Tam aksine, emlak firmalarının yapmakta olduğu üç ölümcül günahtan bahsediyoruz. Yani; memnuniyet, kibir ve finansal sonuçların firma kültürünün önünde tutulması. Bize göre bu üç günah, emlak firmalarının varlıkları için en büyük tehditlerdir.

Her Şartta Memnuniyet

Memnuniyet, bugün bir meydan okuma olabilir. Piyasa, 2006 ile 2010 arasındaki krizden kurtulmak için 5 yıl geçirdi. Satış hacmi yükseldi, kârlar yükseldi. Komisyon oranları ve bölünmelere ilişkin baskılar olsa da sektör olumlu yönde bir ilerleme gösterdi.

Çoğu pazarın ne yönde seyrettiği ve iyi pazarların kaç yıl ayakta durabildiği üzerine üst düzey yöneticilere soru yöneltiğinde, çoğunun yavaşlamaya girildiğini ama gerileme olmadığı düşündüğünü görürsünüz. Bununla birlikte işlerinde bir düzeltmeye hazırlandıklarını fark edersiniz. İçinde bulunduğu durumdan ne olursa olsun memnun olmak, bir yere kadar büyük bir tehdit olabilir. İçinde bulunduğumuz şu anki emlak piyasasında, memnuniyet bir sorun gibi görülmemektedir.

Yanlış Yapsa Bile Kibirli

Kibir, asla yanlış yapamayacağınıza dair bir inanç taşımanızdır. “Haklıyım, bu yüzden daha da haklı olmalıyım.” Bu güvenin altında, yanlış yapsa bile haklı olduğuna dair bir algıya sahip olma tehdidi yatmaktadır. Bu durum, yaptığı yanlışı fark etse bile gerekenleri yapma hareketi gösterecek algıyı ve bilinci kaybetmenize sebep olur.

İlginç olan şudur ki bu düşünce, şu anda geçerliliğini korumuyor. Piyasa, bu kibirli danışmanları çoğunlukla söküp atmayı başardı. Bugünün önde gelen gayrimenkul firmaları, ileride piyasanın öngörülmesinin daha da zorlaşacağını fark ettikçe, daha çok şey bilen kişilerden bir şeyler öğrenmeye daha da gayretli hale geldiler. Günümüzde liderlerin çoğu görüş vermekten çok görüş almayı tercih ediyor. Bu iyi bir şey!

Yok Sayılan Firma Kültürü

Son olarak emlak firmalarının ölümcül günahlarından biri de, şirketteki insanların sağlığı ve performansından daha çok mali getirilere önem verilmesidir. Hem mali performansı hem de firmasındaki kişilerin performansını dengeleyebilen firmalar, bunu yapamayanlara oranla çok daha uzun süre ayakta durabiliyorlar. Sadece mali performansı önemsemek, kısa vadeli hedefler için olumlu sonuçlar doğurabilir, ama bu sektörde önemli yerlere gelmek isteyenler için büyük bir tehdittir.

2006 yılındaki araştırma için yapılan görüşmelerde şu soru yöneltilmişti: “Sizce patronunuz, şirketteki insanlarla mı daha fazla ilgileniyor yoksa finansal sonuçlarla mı?” Bu sorunun yöneltildiği neredeyse her satış elemanı, onların kârdan daha çok insanlarla ilgilendiğini söylemişti. Bu durumun her firma için böyle olup olmadığı meçhuldür, ama emlak danışmanlarının böyle algıladıkları o zaman için ortadadır.

Sonuç olarak, bu firmalar için kârlılık önemliyken, firmadaki insanların ilgileri ve endişeleri çok daha önemliydi. Peki, ya şimdi nasıl? Kendinizi sorgulamaya ne dersiniz?